Skip to content

Yeni Blog Yazısı

Makale kapak görseli
Yazar fotoğrafı
Yazar Adı
5 dk okuma

Kaygı Bir Virüs Gibidir, Ona Konak Olmayın

Bir virüs, çoğalabilmek için bir konak hücreye ihtiyaç duyar. Konak hücrenin kaynaklarını kullanarak kendini çoğaltır ve yayılır.

Kaygı da zihninizde böyle çalışır. Bir düşünceyle başlar, ardından yeni düşünceler üretir. Zihninizi felaket senaryolarıyla doldurur, dikkatinizi sürekli olası tehlikelere yönlendirir. Siz de her senaryoyu ciddiye alıp üzerinde düşünmeye başladığınızda, kaygının zihninizde daha fazla yer kaplamasına izin verirsiniz ve bedeninizi, zihninizi ve hatta hayatınızı ele geçirir.

Kaygılı zihin her dakika yeni bir felaket senaryosu yazabilir.

Ya kötü bir şey olursa? Ya başaramazsam? Ya kontrolümü kaybedersem? Ya gözden kaçırdığım bir tehlike varsa? Ya cezalandırılırsam? Ya suçlanırsam?

Bir düşünce gelir. Ardından bir başkası. Siz cevap aradıkça zihniniz yeni sorular üretir. Geçmişi tarar, geleceği hesaplar, henüz yaşanmamış olayları defalarca zihninizde yaşarsınız. Bir süre sonra gerçek hayatta hiçbir şey olmamışken bedeniniz ve zihniniz sanki bir felaketin ortasındaymış gibi yorulmaya başlar.

Kaygıya konak olursunuz.

Kaygıyı yıllarca yaşamış biri olarak, insanın kendi zihninin içinde nasıl kaybolabildiğini biliyorum. Üstelik bütün bunları kendimizi korumak için yapıyoruz. Tehlikeyi önceden fark edersek güvende olacağımızı, yeterince düşünürsek kötü bir ihtimali engelleyebileceğimizi sanıyoruz.

Oysa kaygılı zihinle tartıştıkça onun ürettiği senaryolara daha fazla güç veriyor, onlara daha fazla enerji akıtıyoruz. Zihnimizin bütün gücünü henüz gerçekleşmemiş ihtimalleri çözmeye harcarken kendi hayatımızı yaşamaktan kendimizi alıkoyuyoruz. Yaşadığımız anı kaçırıyor, zihnimizdeki felaketleri önlemeye çalışırken bugününüzü tüketiyoruz.

Kaygılı zihninizle tartışmayın!

Bunu özellikle söylüyorum: Kaygılı zihninizi ikna etmeye çalışmayın.

Çünkü kaygılı zihin size bir ihtimal sunduğunda, onunla tartışmaya başlamak çoğu zaman yeni ihtimallerin kapısını açar. Bir soruya cevap verirsiniz, başka bir soru gelir. Bir korkuyu açıklığa kavuşturursunuz, zihniniz bu kez başka bir tehlike bulur. Siz bütün soruları çözmeye çalışırken zihniniz kesinlik aramaya devam eder.

Mesela sevdiğiniz biri mesajınıza cevap vermediğinde zihniniz hemen harekete geçebilir. Size mi kızdı? Bir şey mi oldu? Artık sizi önemsemiyor mu?

Sonra mesajlarınızı tekrar kontrol eder, en son konuşmanızı düşünür, söylediğiniz cümleleri zihninizde yeniden canlandırırsınız. Belki de hiçbir dayanağı olmayan bir ihtimal yüzünden saatlerce huzursuz olursunuz.

Oysa elinizdeki gerçek bilgi çok basittir: Henüz cevap gelmemiştir.

Geri kalanlar, zihninizin ürettiği senaryolardır.

Kaygılı zihninizle tartışmaya devam ettiğinizde yalnızca düşüncelerinizi değil, bedeninizi de bu sürecin içine çekersiniz. Tehdit algısı arttığında stres sistemleri devreye girebilir. Kortizol ve adrenalin gibi hormonların etkisiyle kalp atışınız hızlanabilir, kaslarınız gerilebilir ve bedeniniz savaş ya da kaç tepkisine hazırlanabilir.

Sonra bedeninizdeki bu belirtileri fark edip onlardan da korkmaya başlayabilirsiniz. Böylece düşünceleriniz, duygularınız ve bedensel tepkileriniz birbirini besleyen bir döngü oluşturur.

İşte bu yüzden kaygılı zihninizle tartışmayı bırakmanız gerekiyor. Her düşünceyi çürütmek, her korkuya cevap vermek ve her ihtimali kontrol etmek zorunda değilsiniz.

Kaygıya konak olmayı bırakın

Peki, bunu nasıl yapacaksınız?

Öncelikle, aklınıza gelen kaygılı düşünceleri bastırmaya çalışmayın. Onlarla savaşmayın. Kendinize neden böyle düşündüğünüzü sorup saatlerce zihinsel bir sorgulamaya da girmeyin.

Sadece gözlemci olun.

Aklınıza bir felaket senaryosu geldiğinde kendinize şunu söyleyin:

Bu sadece bir düşünce. Zihnim şu anda bir felaket senaryosu üretiyor. Ben bu düşünceye inanmak zorunda değilim.

Sonra o düşünceyi kendi haline bırakın. Onu çözmeye, çürütmeye ya da ortadan kaldırmaya çalışmayın. Dikkatinizi yeniden yaptığınız işe, bulunduğunuz ortama ve gerçek hayatta olup bitenlere yöneltin.

Burada önemli bir ayrım var: Bir düşünceyi fark etmek başka, onun anlattığı hikâyenin içine girmek başka.

Kaygılı düşüncenin gelmesini her zaman engelleyemezsiniz. Ama onun peşinden gidip bütün gününüzü o düşünceye teslim etmek zorunda değilsiniz.

Başlangıçta bu kolay olmayabilir. Düşünceyi gözlemlediğiniz halde kaygı hissetmeye devam edebilirsiniz. Amacınız kaygıyı anında yok etmek değil, kaygı varken de düşüncelerinizin sizi yönetmesine izin vermeden hareket edebilmeyi öğrenmektir.

Beynimiz deneyimlerden öğrenir. Her kaygılı düşünce geldiğinde kontrol etmek, güvence aramak veya zihinsel tartışmaya girmek yerine farklı bir tepki vermeyi tekrar tekrar deneyimlediğimizde, bu döngüyü alışknalığımız hatta kişiliğimiz haline getiririz.

Enerjinizi kaygılı zihninizin ürettiği senaryolara değil, kendi hayatınıza verin.

Çünkü siz henüz gerçekleşmemiş felaketleri düşünerek zaman geçirirken hayat akmaya devam ediyor. Yaşayabileceğiniz güzel anlar, kurabileceğiniz ilişkiler, yapabileceğiniz işler ve tadını çıkarabileceğiniz bir bugün var.

Kaygının sizi hayattan uzaklaştırmasına izin vermeyin. Düşünceyi fark edin, gözlemleyin ve onun peşinden gitmemeyi seçin.

Kaygılı zihninizle tartışmayın. Ona her sorusunda cevap vermek zorunda değilsiniz. Her korkusunu çözmek zorunda değilsiniz.

Bazen yapmanız gereken tek şey, zihninizin ürettiği düşünceyi bir düşünce olarak görmek ve yaşamaya devam etmektir.

Kaygıya konak olmayın.

Kaygıyı anlamadan onu yönetemezsiniz.

0
0

Yorumlar

Yorum yapmak için giriş yapın